İçeriğe geç
Kerem ile Masal Vakti

Kerem 29 September 2026 Duygular ve Sosyal Beceriler

Paylaşmayı öğretmenin yaşa göre yolu

Fotoğraf: Jeff Ashton / Unsplash

Güneşli bir öğleden sonra parktasınız. Çocuğun kum havuzunda kırmızı kamyonuyla neşeyle oynuyor. Derken başka bir çocuk yaklaşır, elini kamyona uzatır ve o kaçınılmaz an yaşanır: Çocuğun kamyonu göğsüne bastırır, gözlerini kısıp yüksek sesle "Hayır, o benim!" diye bağırır. Etraftaki ebeveynlerin bakışlarını üzerinde hissettiğin o birkaç saniyede kalbinin sıkıştığını duyar gibi olursun. Zihninden hızla düşünceler geçer: "Şimdi ne yapmalıyım? Ya bencilleşirse? Galiba paylaşmayı bir türlü öğretemiyorum." Tatlı bir mahcubiyet duygusuyla çocuğunun yanına çömelir, "Hadi ama bak arkadaşın da oynasın, ayıp oluyor" dersin. Ancak o kamyonu daha da sıkı kavrar.

Bu sahne sana tanıdık geliyorsa derin bir nefes al. Çocuğunun oyuncağını vermek istememesi onun kaba, bencil ya da uyumsuz biri olduğunu göstermez. Paylaşmak, doğuştan gelen otomatik bir refleks değil; zamanla, yaş aldıkça ve güvende hissettikçe gelişen oldukça karmaşık bir sosyal beceridir. Onu baskı altına almadan, tatlılıkla bu kavrama nasıl yakınlaştırabileceğine adım adım bakalım.

Mülkiyet Hissi ve Yaş Dönemleri

Bir çocuğun eşyasını başkasına vermesini istemeden önce, mülkiyet kavramının zihninde nasıl şekillendiğini anlamak işimizi kolaylaştırır. Henüz iki veya üç yaş civarındaki bir çocuk için "benim" kelimesi sadece bir sahiplik belirtmez; kendi varlığının bir uzantısı gibidir. O yaştaki bir minik için en sevdiği araba, kolu ya da bacağı kadar kendisine aittir. Bir yetişkin olarak sen cüzdanını ya da telefonunu tanımadığın birine tereddütsüz vermiyorsan, onun da en değerli oyuncağını bir anda başkasına teslim etmek istememesi gayet doğaldır.

Yaş ilerledikçe benlik algısı oturur. Çocuk, eşyanın ona ait kalacağını ama geçici bir süre için arkadaşının elinde bulunabileceğini kavramaya başlar. Yine de her çocuk farklı bir gelişim hızına sahiptir. Kimi çocuk dört yaşında oyuncağını rahatça uzatırken, kimi çocuk beş yaşında bile en sevdiği figürü saklamak isteyebilir. Burada amacımız çocuğu zorla cömert yapmak değil, kendini güvende hissederek paylaşabileceği ortamı hazırlamaktır. Nitekim Yavru Kedi Mırmır’ın Paylaşmayan Yumağı masalındaki gibi, eşyalarına sıkı sıkıya sarılıp kimseden ayırmamak bazen oyunun bütün neşesini kaçırabilir. Çocuğun bunu zamanla ve kendi hızıyla fark etmesi en sağlıklı yoldur.

Zorlamadan Paylaşma Bilinci Geliştirmek

Oyun parkında ya da ev gezmelerinde "Ver bakalım oyuncağını, paylaşmak güzeldir" diyerek çocuğun elinden nesneyi çekip almak, onda paylaşma sevgisi yaratmaz. Aksine, eşyalarının her an elinden kayıp gideceği korkusunu pekiştirir. Korkuyla verilen bir oyuncak, paylaşmayı değil; adaletsizlik hissini öğretir. Peki baskı kurmadan bu bilinci nasıl aşılarsın?

Öncelikle kontrolü çocuğa vermeyi deneyebilirsin. Evinize bir arkadaşı gelmeden önce çocuğunla kısa bir sohbet yapabilirsin: "Bugün Ali bize geliyor. Hangi oyuncaklarınla birlikte oynamak istersin? Arkadaşının dokunmasını istemediğin çok özel oyuncakların varsa, onları şimdiden dolabına kaldırabiliriz." Bu yaklaşım çocuğa muazzam bir güven verir. Sınırlarına saygı duyulduğunu gören çocuk, dışarıda kalan diğer oyuncakları paylaşmakta çok daha esnek davranır.

Gündelik yaşamda kendi davranışlarınla model olmak da bir o kadar etkilidir. Evde elindeki elmayı bölerken, "Bak ben bu elmayı seninle paylaşmak istiyorum, birlikte yemek daha lezzetli" diyerek hissettiğin neşeyi dışa vurabilirsin. Tıpkı Paylaşmayı Seven Karınca Kiti örneğinde olduğu gibi, bölüştükçe çoğalan şeyin sadece eşyalar değil, dostluk ve neşe olduğunu çocuğun senin tutumlarında görmelidir.

Sıra Bekleme Becerisini Desteklemek

Küçük çocuklar için "paylaşmak" kelimesi sıklıkla "elindekini kaybetmek ve bir daha asla geri alamamak" anlamına gelir. Bu yüzden çocuklara paylaşmayı öğretirken işe "sıra bekleme" kavramıyla başlamak çok daha kolaydır. Oyun esnasında "Şimdi bu oyuncağı arkadaşına ver" demek yerine, zamanı somutlaştıran ifadeler kullanabilirsin.

  • Süre belirleyin: "Beş dakika daha sen sür, sonra sıra arkadaşına geçsin. Ben kum saatini kuruyorum."
  • Somut adımlar koyun: "Kamyonu üç kere kaydıraktan kaydır, ardından sıra arkadaşına gelsin."
  • Seçenek sunun: "Şu an kırmızı arabayla oynamak istiyorsun, anlıyorum. Arkadaşın bitirene kadar sarı arabayı mı sürmek istersin yoksa boya yapalım mı?"

Sıra bekleme sürecinde çocuğun sabırsızlanması son derece insani bir tepkidir. Ona "Ne var bekleyecek!" demek yerine duygusunu onaylayabilirsin. Kendi sırasını beklemekte zorlanan bir çocuğa, Ördek Vak’ın Sabırsız Sırası öyküsünü okuyarak sıranın eninde sonunda kendine geleceğini ve beklerken de eğlenmenin yolları olduğunu anlatabilirsin.

Masallar Aracılığıyla Empati Kurmak

Çocuklara doğrudan nasihat vermek ya da kurallar silsilesi sıralamak çoğu zaman bir kulağından girip diğerinden çıkar. Ancak bir masalın içine girdiklerinde, kahramanın duygularıyla doğrudan bağ kurarlar. Bir oyuncak yüzünden arkadaşı üzülen ya da yalnız kalan bir karakterin hissettiklerini dinlemek, çocuğun empati kaslarını güçlendirir.

Oyun saatinden sonra ya da uyku öncesinde okuyacağın bir hikaye üzerine konuşmak, harika bir sohbet kapısı açar. Masalı bitirdikten sonra ona sorular sorabilirsin: "Sence kedi Mırmır oyuncağını vermeyince arkadaşı ne hissetti? Peki sonra birlikte oynamaya başlayınca ne değişti?" Bu sorular çocuğa yargılanmadığı bir alan sunar. Kendi hislerini, korkularını ve isteklerini karakterler üzerinden rahatça dile getirir.

Paylaşmanın sadece maddi eşyalardan ibaret olmadığını, bir gülümsemeyi, sıcak bir sohbeti veya tatlı bir anı bölüşmek anlamına da geldiğini masallar üzerinden keşfedebilirler. Bir şeyleri bölüştüğümüzde eksilmediğimizi, aksine çoğaldığımızı hikayeler sayesinde içselleştirirler.

Unutma ki çocuğunun bugün oyuncağını vermemek için direnmesi, gelecekte paylaşmayı bilmeyen bir yetişkin olacağı anlamına gelmez. Bu bir süreçtir ve her çocuk bu süreçte kendi adımlarıyla ilerler. Sana düşen; sabırla rehberlik etmek, sınırlarına değer vermek ve paylaştığında hissettiği o tatlı gururu cömertçe övmektir. Bugün minik adımlarla atılan bu tohumlar, yarın arkadaşlarıyla neşeyle bağ kurabilen özgüvenli bireyler olarak yeşerecektir.