İçeriğe geç
Kerem ile Masal Vakti

Kerem 12 September 2026 Duygular ve Sosyal Beceriler

Çocuğunuz Duygularını Taşırırken Ona Nasıl Yanında Olduğunuzu Hissettirebilirsiniz?

Fotoğraf: qui nguyen / Unsplash

Salondaki halının ortasında durmaksızın zıplayan, heyecandan çığlık atan veya minik bir pürüz karşısında gözyaşlarına boğulan çocuğunu izlerken içinden geçenleri tahmin etmek hiç de zor değil. Akşam yemeği hazırlanırken ya da sen günün yorgunluğuyla bir fincan çay yudumlamaya çalışırken, evdeki havanın bir anda elektriklenmesi ebeveynlik yolculuğunun en zorlayıcı anlarındandır. Çocuğun coşkusu kabına sığmaz, neşesi odayı doldurur ama aynı hızla kontrolden çıkabilir. Bazen bir sevinç çığlığı ile bir kriz anı arasındaki çizgi öylesine inceleşir ki, ne yapacağını, bu yüksek enerjiyi nasıl karşılayacağını bilemeyebilirsin. Kendi yorgunluğunla birleşen bu yoğun duygu dalgaları karşısında sabrının zorlandığını hissetmen son derece doğaldır.

Çocukların sinir sistemi henüz gelişim aşamasındadır ve duygusal fren mekanizmaları bizimki gibi çalışmaz. Onlar bir duyguya kapıldıklarında, o duygunun tamamı olurlar. Neşe hissettiklerinde sadece mutlu olmazlar; tepeden tırnağa neşeyle dolarlar. Benzer şekilde hayal kırıklığı yaşadıklarında da tüm bedenleriyle bu duyguyu taşırlar. İşte tam da bu anlarda çocuğuna bir duvara çarpmış gibi hissettirmeden, onun yoğun duygusunu kapsayacak güvenli bir liman olmak büyük bir fark yaratır.

Duyguların Renklerine Alan Açmak

Çocukların iç dünyasını rengârenk bir tuval gibi düşünebilirsin. Her duygu, bu tuval üzerine sürülen farklı ve canlı bir boyadır. Bazen taşan bir heyecan parlak bir sarı, bazen aniden yükselen bir öfke koyu bir kırmızı, bazen de kafa karışıklığı mor renkte belirebilir. Ebeveyn olarak ilk eğilimimiz genellikle bu renkleri hemen silmek ya da üstünü kapatmak olur. Çocuğumuz çok fazla bağırdığında ya da aşırı heyecanlandığında ona hemen sakinleşmesini söylemek isteriz. Ancak duyguyu basitçe durdurmaya çalışmak, çoğu zaman o duygunun daha da büyümesine neden olur.

Çocuğunun hissettiği şeyi olduğu gibi kabul etmek, ona ‘Seni görüyorum ve olduğun gibi kabulleniyorum’ demektir. Tıpkı Minik Ahtapot Alfi’nin Renkleri masalında olduğu gibi, her tonun ve her farklılığın yaşamda kıymetli bir yeri vardır. Alfi’nin kendi renklerini keşfedip kabul etmesi gibi, çocuklar da taşan duygularının ebeveynleri tarafından kabul edildiğini gördüklerinde derin bir rahatlama hissederler. Çocuğuna duygularını saklaması gerekmediğini göstermek, onun özgüvenle büyümesinin en temel adımıdır. ‘Şu an çok heyecanlısın, kalbin hızlı hızlı çarpıyor’ demek, çocuğun yaşadığı deneyimle bağ kurmasını sağlar.

Coşkuyu Bastırmadan Yönlendirmenin Yolları

Çocuğun neşeden kabına sığamadığında ya da enerjisi tavan yaptığında bu coşkuyu bastırmaya çalışmak yerine onu güvenli bir alana kanalize etmek gerekir. Çocuğa sürekli durmasını söylemek, fışkıran bir su kaynağının önüne elinle set çekmeye benzer; su eninde sonunda başka bir yerden patlama yapacaktır. Bunun yerine enerjinin akış yönünü değiştirmek çok daha işlevseldir.

Çocuğunun yoğun enerjisini yönlendirirken uygulayabileceğin somut adımlar şunlar olabilir:

  • Fiziksel Alan Aç: Evin içinde zıplamasına ya da koşmasına izin verilen güvenli bir köşe belirle. ‘Koltukta zıplamak güvenli değil ama halının üzerindeki minderlere zıplayabilirsin’ diyerek sınır çizebilirsin.
  • Birlikte Harekete Katıl: Oyun ve hareket dolu zamanlarda çocuğun neşesine ortak ol. Örneğin Çizgili Çorap Çipil’in Dansı masalındaki gibi neşeli ritimlere ayak uydurarak evde kısa bir dans saati yapabilir, çocuğunun bedeninde biriken enerjiyi kahkahalarla dışarı atmasına yardımcı olabilirsin.
  • Sözlü Yönlendirme Kullan: Ses tonunu yükseltmek yerine alçaltarak konuş. ‘Çok yüksek sesle bağırma’ demek yerine, ‘Fısıltı oyununa var mısın? Şimdi en büyük sırrımızı fısıldayarak söyleyeceğiz’ diyerek oyunla dikkatini çek.
  • Bedensel Farkındalık Sağla: Çocuğunun ellerini kendi göğsüne koymasını sağla. ‘Sanki içimizde patlamaya hazır bir baloncuk var, gel onu yavaşça dışarı üfleyelim’ diyerek derin nefes egzersizleri yaptır.

Masalları Bir Duygu Köprüsü Olarak Kullanmak

Çocuklar soyut kavramları anlamakta zorlanırlar. Onlara ‘Şu an aşırı uyarılmış durumdasın, sakinleşmelisin’ demek hiçbir anlam ifade etmez. Ancak hikayeler, metaforlar ve simgeler onların dilidir. Masallar, çocuğun kendi içinde yaşadığı o devasa kasırgaları emniyetli bir mesafeden izlemesine ve anlamlandırmasına olanak tanır.

Çocuğun içsel bir dalgalanma yaşadığında ya da neşeyle öfke arasında gidip geldiğinde, doğrudan onun davranışını eleştirmek yerine bir masal karakteri üzerinden konuşmak iletişimi kolaylaştırır. Örneğin bir anlaşmazlık ya da yoğun bir his anında Lina’nın Kalbindeki Küçük Fırtına masalını hatırlatabilirsin. Lina’nın içindeki fırtınanın nasıl başlayıp sonra nasıl durgun bir denize dönüştüğünü anlatmak, çocuğa yaşadığı halin geçici olduğunu gösterir. Çocuğuna şu cümlelerle yaklaşabilirsin: ‘Hani Lina’nın kalbinde rüzgarlar esmişti ya, sanki senin içinde de şu an tatlı bir fırtına kopuyor. İstersen biraz sarılıp rüzgarın dinmesini bekleyelim.’

Sakin Kalabilen Ebeveynin Gücü

Çocuğun duygusal bir fırtına yaşarken, ortamdaki tek yetişkin sensin. Çocuğun sinir sistemi, seninkine tutunarak sakinleşir. Bu duruma nörobiyolojide ‘ortak düzenleme’ adı verilir. Çocuğun fırtınasına sen de kendi fırtınanla karşılık verirsen, evdeki rüzgar şiddetli bir kasırgaya dönüşür. Çocuğun coşkuyla bağırırken ya da ağlama krizine girdiğinde, senin sakin ve köklü bir ağaç gibi durabilmen onun en büyük ihtiyacıdır.

Kendi sakinliğini korumak her zaman kolay değildir; her ebeveynin yorulduğu, tahammülünün azaldığı anlar olur. Böyle zamanlarda kendine yüklenmek yerine her çocuğun farklı bir mizaca ve ritme sahip olduğunu hatırla. Kendi bedenindeki gerginliği fark ettiğinde derin bir nefes al, omuzlarını düşür ve çocuğunun boy hizasına in. Göz teması kurmak ve yumuşak bir ses tonuyla ‘Buradayım, yanındayım, güvendesin’ mesajı vermek, en karmaşık hisleri bile yatıştırma gücüne sahiptir.

Çocuğunun neşeyle, öfkeyle ya da coşkuyla taşan anları, onun yaşamı tüm canlılığıyla hissettiğinin bir göstergesidir. Onu bu yoğun yolculukta yalnız bırakmamak, duygularından korkmamasını sağlamak ona verebileceğin en büyük hediyedir. Sabırla, şefkatle ve küçük masal dokunuşlarıyla onun yanında durduğunda, aranızdaki bağın her geçen gün daha da güçlendiğini göreceksin.