Kerem 13 September 2026 Duygular ve Sosyal Beceriler
Çocuğunuz Başkasının Eşyasını İmrendiğinde Nasıl Yaklaşmalısınız?
Parkta güneşli bir öğleden sonra… Bankta çayından bir yudum alıp derin bir nefes çekiyorsun. Her şey yolunda görünüyor, ta ki birkaç metre ilerideki kum havuzundan yükselen o keskin çığlığa kadar. Başını çevirdiğinde, çocuğunun arkadaşının elindeki akülü arabaya kilitlendiğini görüyorsun. Gözlerinde kocaman bir arzu, kaşlarında çatılma ve hemen ardından yükselen bir itiraz sesi: “Ben oynayacağım, o benim olsun!” Çocuğun elini uzatıp oyuncağı çekmeye çalışıyor, alamayınca kendini yere bırakıp ağlama krizine giriyor. Yanındaki diğer ebeveynin bakışlarını üzerinde hissettiğin o an, içinde hafif bir mahcubiyet ve ne diyeceğini bilememenin getirdiği çaresizlik dalgası yayılabilir. Evde benzer onlarca oyuncak varken yaşanan bu kriz karşısında ne yapacağını kestiremeyebilirsin.
Kıskançlığın Doğal Bir Duygu Olduğunu Hatırlamak
Ebeveyn olarak ilk tepkimiz genellikle çocuğun bu davranışını hemen durdurmak ya da ona utanç hissettirmek yönünde olabilir. Ancak çocukların başkalarının elindeki eşyalara imrenmesi veya kıskançlık duyması, gelişimsel sürecin son derece doğal bir parçasıdır. Erken çocukluk döneminde dünya henüz “ben” ve “benim olanlar” etrafında şekillenir. Sınırları, mülkiyet kavramını ve soyut paylaşım kurallarını anlamak zaman ve pratik gerektirir. Çocuğun arkadaşının oyuncağına imrendiğinde gösterdiği sert tepki, onun açgözlü veya bencil olduğunu göstermez. Sadece o anda zihnini kaplayan yoğun arzu duygusunu nasıl yöneteceğini henüz bilemediğini gösterir.
İmrenme duygusu, çocuğun kendi isteklerini ve çevresindeki diğer bireyleri keşfetme çabasının bir sonucudur. Bir başkasının elindeki renkli bir araba veya parıldayan bir taş, o an için dünyanın en çekici nesnesine dönüşebilir. Bu durumla karşılaştığında önce kendi içindeki kaygıyı sakinleştirmen faydalı olur. Her çocuk farklıdır; kimi imrenme duygusunu sessiz bir iç çekişle yaşarken kimi yüksek sesli bir krizle dışa vurur. Bu duygu krizlerinin bir gelişim adımı olduğunu kabul etmek, senin de o anlarda daha dingin kalmana yardımcı olur.
Duyguyu Suçlamadan İsimlendirmek
Çocuğun kriz anındayken ona “Arkadaşının oyuncağı o, ağlama artık!” ya da “Sende de evde bir sürü oyuncak var, yaptığın çok ayıp!” gibi yanıtlar vermek genellikle tepkiyi büyütür. Çünkü o sırada çocuk, duygusunun anlaşılmadığını ve yalnız kaldığını hisseder. İhtiyacı olan şey, yaşadığı yoğun hissin tanımlanmasıdır.
Yakınına çömelip göz hizasına gelerek sakin bir ses tonuyla yaklaşabilirsin: “O araba gerçekten çok parlak ve hızlı gidiyor, değil mi? Şu an onunla oynamayı çok istiyorsun ve alamadığın için için kıpır kıpır veya öfkelisin.” Çocuğun hissettiği duyguyu isimlendirmek, beyninde fırtınalar koparan o belirsiz hisse bir alan açar. Duygusunu kabul etmek, yaptığı her davranışı onaylamak anlamına gelmez. “Oyuncağı arkadaşının elinden çekip alamazsın ama onunla oynamak istemeni anlıyorum” diyerek net ve kararlı bir sınır çizebilirsin.
Çocuklar bazen içlerinde biriken bu yoğun hisleri nasıl ifade edeceklerini bilemezler. Tıpkı kalbinde hissettiği karmaşık duygularla baş etmeyi öğrenen minik kahramanımızın yer aldığı Lina’nın Kalbindeki Küçük Fırtına masalında olduğu gibi, çocukların iç dünyasında da aniden esen rüzgarlar oluşabilir. Önemli olan o rüzgar dinerken onun yanında güvenli bir liman olarak durabilmektir.
Ona Kendi Sahip Olduklarını Hatırlatan Sorular
Kriz anının ilk sıcaklığı geçip çocuk sakinleşmeye başladığında, odağı “başkasında olan” nesneden “kendisinin olan” alana kaydırmak zihinsel bir rahatlama sağlar. Ancak bunu nasihat veren cümlelerle yapmak yerine, merak uyandıran yönlendirici sorularla gerçekleştirmek çok daha etkilidir.
Örneğin, “Arkadaşının arabası gerçekten çok güzelmiş. Peki senin evdeki kırmızı kamyonun bugün ne yapıyor acaba? Onu en son nereye park etmiştik?” gibi sorular sorabilirsin. Ya da “Senin evdeki boya kalemlerin de tıpkı bu oyuncak gibi çok canlı renklere sahip, eve gidince birlikte nasıl bir resim çizsek acaba?” diyerek dikkatini yeni bir üretim ve oyun alanına çekebilirsin.
Burada amaç çocuğa elindekilerle yetinmesi gerektiğini zorla öğretmek değil, kendi dünyasındaki değerleri fark etmesini sağlamaktır. Kendini olduğu gibi ve sahip olduklarıyla kıymetli hissetmeyi işleyen Minik Gezegen Gobi’nin Gülümsemesi hikayesindeki gibi, her yaşamın kendine has bir güzelliği olduğunu zamanla kavramasına zemin hazırlayabilirsin.
Masal Yoluyla Duygu Yönetimi
Çocuklara doğrudan verilen öğütler genellikle o anlık dirençle karşılaşır. Oysa olay anından bağımsız, sakin bir zamanda —özellikle uyku öncesinde— anlatılan masallar, çocukların bu güçlü duygularla güvenli bir mesafeden yüzleşmesini sağlar. Masal kahramanının yaşadığı kıskançlığı veya arzuyu dinleyen çocuk, “Yalnız değilim, bu hissi başkaları da yaşıyor” duygusunu içselleştirir.
Gece yatağa yattığınızda, gündüz yaşanan olayı doğrudan yüzüne vurmadan, benzer temalara sahip hikayeler okuyabilirsin. Masal bittikten sonra “Sence kahramanımız arkadaşının eşyasını görünce ne hissetti? Sen hiç böyle hissettin mi?” gibi sorularla sohbet başlatabilirsin. Kendi özgün yeteneklerini ve değerini keşfeden karakterlerin yer aldığı Minik Ejderha Fıfı’nın Islığı gibi masallar, çocuğun sürekli kıyaslama yapma dürtüsünden sıyrılıp kendi dünyasına odaklanmasına destek olur.
Masallar, çocuğun zihninde gerilim yaratmadan duygusal dayanıklılık inşa eder. Kendi içsel süreçlerini masal kahramanları üzerinden anlamlandıran çocuk, bir sonraki sosyal etkileşiminde benzer bir imrenme duygusu hissettiğinde bunu daha kolay yönetebilir hale gelir.
Çocuğunun başkasının eşyasına imrenmesi, ebeveyn olarak bir şeyleri eksik yaptığın anlamına gelmez. Bu, onun duygusal gelişim yolculuğunda katetmesi gereken son derece doğal bir duraktır. Sabırla, suçlamadan ve onun duygularını kapsayarak attığın her küçük adım, çocuğunun ileride kendiyle barışık ve empati yeteneği yüksek bir birey olmasına katkı sağlayacaktır.