İçeriğe geç
Kerem ile Masal Vakti

Zaman Yolculuğu 4 dakika dinleme 4 dakika okuma

Boğaç Han’ın Cesareti

Mete, kardeşini koruma arzusuyla açtığı sihirli kitap sayesinde Boğaç Han'ın dünyasına adım atar ve gerçek cesaretin sevdiklerini korumak olduğunu öğrenir.

Masalı oku

Mete, gece lambasının yaydığı hafif ışıkta odasında oturuyordu. Beşiğinde mışıl mışıl uyuyan küçük kardeşi Ece’ye baktı. Onu her şeyden korumak istiyordu ama köşedeki gölgeler Mete’yi biraz ürkütüyordu. “Keşke bir kahraman kadar cesur olabilsem,” diye düşündü ve masanın üzerindeki eski, büyük kitabı nazikçe açtı.

Mete kitabın sayfalarını çevirir çevirmez, kağıtların arasından parlak, altın rengi bir ışık süzülmeye başladı. Bu ışık tüm odayı sihirli bir toz gibi kapladı. Mete korkmak yerine büyük bir merak hissetti. Altın ışık etrafında bir battaniye gibi dönerken, odadaki eşyalar yavaş yavaş gözden kaybolmaya başladı.

Bir an sonra Mete kendini taze çimen kokulu, kocaman bir düzlükte buldu. Etrafta “otağ” denilen beyaz, yuvarlak çadırlar vardı. Uzakta atlar özgürce koşuyor, nehir şırıl şırıl akıyordu. Burası çok eski zamanlardan bir Türk obasıydı. Mete, daha önce hiç görmediği bu güzel doğaya hayranlıkla baktı.

Tam o sırada, renkli yeleği ve başında kalpağıyla güçlü bir yiğit Mete’ye doğru yürüdü. Yüzünde öyle güven verici bir gülümseme vardı ki Mete onun kim olduğunu hemen anladı. “Merhaba küçük yolcu, ben Boğaç Han,” dedi yiğit, sesi bir aslanınki kadar gür ama bir baba şefkati kadar yumuşaktı.

Boğaç Han ve Mete, üzerine kilim serilmiş bir taşın yanına oturdular. Mete, içindeki korkuyu fısıldayarak anlattı: “Bazen karanlıktan ve gölgelerden çok korkuyorum, Boğaç Han. Nasıl senin gibi korkusuz olabilirim?” Boğaç Han, Mete’yi büyük bir dikkatle ve şefkatle dinledi, başını sallayarak onu anladığını gösterdi.

Boğaç Han ayağa kalktı ve elindeki ağır yün sepetini taşımakta zorlanan Nene’ye yardıma koştu. Sepeti kolayca kavrayıp çadıra taşıdı. Mete’ye dönüp, “Bak Mete,” dedi, “Cesaret, korkunun olmaması değil, sevdiklerin için iyilik yapmaya devam etmektir. Kalbin sevgiyle doluysa, korku orada barınamaz.”

O sırada Boğaç Han’ın küçük oğlu Alp yanlarına koşarak geldi. Boğaç Han, oğlunu kucaklayıp havaya kaldırdı ve ona sıkıca sarıldı. Onların bu mutlu halini izleyen Mete, Boğaç Han’ın asıl gücünün kollarından değil, ailesine duyduğu kocaman sevgiden geldiğini ilk kez o an gerçekten fark etti.

Mete’nin kalbinde sıcacık bir his yayıldı. Kendi evindeki kardeşi Ece’yi düşündü. “Ben de Ece’yi çok seviyorum!” dedi kendi kendine. Eğer onu korumak için sevgisini kullanırsa, karanlığın içindeki hiçbir gölge onu korkutamazdı. Artık cesaretin ne olduğunu biliyordu; cesaret, sevginin diğer adıydı.

Artık eve dönme vakti gelmişti. Boğaç Han, Mete’nin omzuna elini koydu. “Unutma Mete, sen çok yürekli bir çocuksun. Işığın her zaman kalbinde saklı,” dedi. Altın renkli sihirli ışık tekrar belirdi ve Mete’yi yavaşça sarıp sarmalayarak gökyüzüne, kendi zamanına doğru yükseltmeye başladı.

Mete gözlerini açtığında tekrar kendi odasındaydı. Oda yine karanlıktı ama artık gölgeler ona korkutucu gelmiyordu. Hemen Ece’nin beşiğine gitti ve ona sevgiyle sarıldı. “Korkma Ece,” diye fısıldadı, “Ben buradayım ve hep çok cesur olacağım.” Mete artık Boğaç Han gibi gerçek bir kahramandı.

Bu masal şimdiye kadar 40 kez okundu.

Masalı beğendiysen YouTube kanalımıza göz atabilirsin — yeni masallar önce orada.

Zaman Yolculuğu masalları

Aynı temadan devam etmek istersen.