Alışkanlıklar ve Rutinler 4 dakika dinleme 4 dakika okuma
Kirpi Dikdik’in Küçücük Lokması
Minik Kirpi Dikdik öğle yemeğini yemek yerine oyun oynamak ister, ancak zamanında ve düzenli beslenmenin kendisine ne kadar büyük bir oyun enerjisi kattığını keşfeder.
Masalı oku
Güzel ve güneşli bir ormanda, kocaman bir meşe ağacının altındaki evinde minik kirpi Dikdik yaşıyordu. Dikdik, yumuşacık dikenleri ve meraklı gözleriyle ormanın en sevimli sakiniydi. Her sabah erkenden uyanır, burnunu havaya kaldırıp çiçeklerin kokusunu içine çekerdi. Bugün de yine pırıl pırıl bir gündü ve Dikdik oyun oynamak için sabırsızlanıyordu.
Güneş tam tepeye geldiğinde, annesi Lili onu öğle yemeği için içeri çağırdı. Dikdik masaya oturdu ama canı hiç yemek yemek istemiyordu. Önündeki tabakta renkli sebzeler ve meyveler duruyordu. Dikdik masada sallanıyor, ayaklarını yere vuruyor ve “Ben henüz acıkmadım ki!” diye içinden geçiriyordu.
Dikdik tabağındaki yeşil bezelyelerle oynamaya başladı. Çatalının ucuyla onları bir sağa, bir sola itiyordu. Bezelyeler tabakta yuvarlanırken Dikdik de çok yavaş hareket ediyordu. Sanki kolları ve bacakları ağırlaşmıştı; tabağındaki yemeği bitirmek ona dünyanın en zor işi gibi geliyordu.
O sırada pencereden dışarıya, orman meydanına baktı. En yakın arkadaşları dışarıda kovalamaca oynuyorlardı ama Dikdik pencerenin kenarında öylece kalmıştı. Kendisini çok halsiz ve uykulu hissediyordu. Dışarı çıkacak kadar gücü olmadığını fark edince omuzlarını üzüntüyle düşürdü ve başını eline yasladı.
Annesi Lili, Dikdik’in yanına gelip sevgiyle gülümsedi. “Bak Dikdik,” dedi annesi, “tabağındaki bu lokmalar aslında minik birer tren vagonu! Bezelyeler vagonların tekerleği, havuçlar ise pencereleri.” Dikdik şaşkınlıkla tabağına baktı. Annesi yemeği bir oyun haline getirmişti ve bu Dikdik’in çok hoşuna gitti.
Annesi kaşığı havada bir tren gibi uçurarak “Çuf çuf! Lokma treni istasyona yaklaşıyor!” dedi. Dikdik neşeyle ağzını açtı ve ilk lokmasını “Ham!” diye yedi. Çiğnedikçe yemeğin tadının ne kadar güzel olduğunu fark etti. Annesi Lili ile beraber “Çuf çuf!” sesleri çıkararak yemek yemeyi çok eğlenceli bir oyuna dönüştürdüler.
Dikdik lokmaları yedikçe, içinde sanki küçük güneşler doğuyordu. Her bir lokma vücuduna bir enerji dalgası yayıyordu. Az önceki halsizliği gitmiş, yerine müthiş bir güç gelmişti. Gözleri parlamaya başladı ve tabağındaki havuçları iştahla yemeye devam etti. Yemek yemek ona gerçekten de çok iyi geliyordu.
Çok geçmeden tabağındaki tüm yemekler bitti. Tabağı artık bembeyaz ve tertemizdi. Dikdik ağzını peçetesiyle sildi ve yüzünde kocaman, mutlu bir gülümseme belirdi. Karnı doymuş, pilleri tamamen şarj olmuştu. Masadan kalkmaya hazırlanırken kendisini her zamankinden daha hafif hissediyordu.
Dikdik büyük bir enerjiyle evden dışarı fırladı. Orman oyun alanına doğru koşarken bacaklarının ne kadar güçlü olduğunu hissediyordu. Hızlıca koşuyor, zıplıyor ve hiç yorulmuyordu. Vücudu taze sebzelerin verdiği enerjiyle dolup taşıyordu. Koşarken rüzgarın serinliğini yüzünde hissetmek onu çok mutlu ediyordu.
Oyun alanına vardığında arkadaşı Tavşan Zıpzıp ile yakalamaca oynamaya başladı. Dikdik artık o kadar hızlıydı ki arkadaşları ona yetişmekte zorlanıyordu. Düzenli yemenin ve tabağını bitirmenin ona ne kadar çok enerji verdiğini anlamıştı. Artık her yemek saatinde “Lokma trenini” heyecanla bekleyecekti.
Bu masal şimdiye kadar 20 kez okundu.
Masalı beğendiysen YouTube kanalımıza göz atabilirsin — yeni masallar önce orada.