İçeriğe geç
Kerem ile Masal Vakti

Kerem 1 October 2026 Duygular ve Sosyal Beceriler

İnatçı çocukla güç savaşına girmeden

Fotoğraf: Victor Hughes / Unsplash

Sabah saatleri… Dışarıda hafif bir serinlik var ve evden çıkmanıza tam beş dakika kalmış. Çocuğunun ayağına giydirmeye çalıştığın ayakkabıyı hızla geriye ittiğini, kollarını kavuşturup gözlerinin içine bakarak “Hayır, bunu giymeyeceğim!” dediğini görüyorsun. Sakince başka bir çift ayakkabı öneriyorsun ama cevap yine değişmiyor: “Hayır!” Göğsünde beliren o hafif sıcaklık, zihninde yankılanan “Yine mi güç savaşı?” sorusuyla birleşiyor. Gün boyu kıyafet seçiminden yemek saatine, parktan eve dönme anından uyku hazırlığına kadar sürekli bir dirençle karşılaşmak insanı bedenen ve ruhen tüketebilir. Kendini yalnız, çaresiz ya da başarısız hissetmen son derece doğaldır. Ancak bu zıtlaşma anları, aslında evin ortasında kurulan ve iki tarafın da geri adım atmadığı dar bir köprüye benzer. Önemli olan o köprüden birini aşağı itmek ya da zorla geçmek değil, köprünün ortasında el sıkışabilmenin bir yolunu bulmaktır.

İnatlaşma Bir Direniş mi Yoksa Bağımsızlık Adımı mı?

Çocuğun sana “hayır” dediğinde, bu tepkiyi ilk anda senin otoriteni sarsan bir itiraz gibi algılayabilirsin. Oysa çocuk psikolojisinde ve gelişim süreçlerinde bu durum çoğu zaman seninle yarışmak ya da seni kızdırmak için yapılan planlı bir eylem değildir. Küçük bir birey, dünyayı keşfederken kendi sınırlarını, tercihlerini ve kontrol alanını test eder. Benliğini inşa etme yolunda attığı bu ilk bağımsızlık adımları, ne yazık ki ebeveynlerin günlük koşturmacasında “inatlaşma” olarak yankılanır.

Her çocuk farklı bir mizaca sahiptir; kimi yeniliklere ve yönlendirmelere daha kolay uyum sağlarken, kimi kendi kararlarını verme konusunda çok daha kararlıdır. Çocuğunun gösterdiği bu direnç, aslında onun kendi iradesini oluşturma çabasının bir parçasıdır. Bunu sana karşı açılmış bir savaş değil, çocuğunun kendi varlığını kanıtlama gayreti olarak gördüğünde, hissettiğin o ilk öfke dalgası yerini daha şefkatli bir anlayışa bırakabilir. Onun amacı seni zor durumda bırakmak değil, kendi dünyasında “Ben de varım ve kararlarım önemli” diyebilmektir.

Köprünün Ortasında Karşılaşınca Sakin Kalma Yöntemleri

Tam da kriz anında, çocuğunun “Gelmiyorum!” çığlıkları yükselirken sakin kalmak hiç kolay değildir. Kendi çocukluğundan taşıdığın refleksler ya da günün yorgunluğu birleştiğinde sesini yükseltmek en hızlı çözüm gibi görünebilir. Fakat sesini yükselttiğinde ya da baskı kurduğunda, çocuğun da savunma mekanizmalarını devreye sokar ve o dar köprüdeki tıkanıklık daha da büyür.

Böyle anlarda ilk yapman gereken şey, kendi bedenini sakinleştirmektir. Derin bir nefes almak, omuzlarını serbest bırakmak ve çocuğunla aynı göz hizasına inmek aranızdaki gerilimi bir anda düşürebilir. Kendi duygularımızı fark edip onları yatıştırma süreci, sadece bizim için değil çocuğumuz için de harika bir rehberdir. Nitekim Ayıcık Pati’nin Kocaman Öfkesi masalında da gördüğümüz gibi, içimizdeki o büyük öfke fırtınalarını durdurmanın yolu onu bastırmak ya da etrafa savurmak değil, sakince durup o duygunun geçmesine izin vermektir.

Sakinleştikten sonra çocuğunun duygusunu isimlendirerek onaylayabilirsin: “Şu an parktan ayrılmak istemediğin için çok kızgınsın, seni anlıyorum. Orada oynamak çok eğlenceliydi.” Bu ifade, çocuğa duygusunun görüldüğünü ve kabul edildiğini hissettirir. Anlaşıldığını hisseden bir çocuğun direnci genellikle kırılmaya başlar.

Seçenek Sunarak Çatışmayı İş Birliğine Dönüştürmek

İnatlaşma anlarında emir cümleleri kurmak, çatışmayı kaçınılmaz kılar. “Hemen o mont giyilecek” cümlesi doğrudan bir güç savaşı davetiyesidir. Çünkü çocuk bu durumda kendini tamamen kontrolsüz ve baskı altında hisseder. Bunun yerine çocuğa kontrol duygusu verecek sınırlı ve net seçenekler sunmak, süreci bir çatışmadan iş birliğine dönüştürür.

İşte günlük hayatın içinde kolayca uygulayabileceğin bazı somut yaklaşım örnekleri:

  • Seçenekli Özgürlük: “Kırmızı kazağı mı giymek istersin yoksa mavi olanı mı?” Burada soru kazağın giyilip giyilmeyeceği değil, hangisinin giyileceğidir. Çocuk seçimi kendisi yaptığı için karar mekanizmasına dahil olur.
  • Eğlenceli Rol Değişimi: “Merdivenlerden inerken kapıyı sen mi açmak istersin yoksa ben mi açayım?” Bu tür küçük sorumluluklar çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlar.
  • Zaman Sınırını Birlikte Belirleme: “Parktaki kaydıraktan son iki kez mi kaymak istersin yoksa üç kez mi? Kaydıktan sonra eve dönüyoruz.”

Bu yöntemler çocuğa “Benim de kararlarımda söz hakkım var” duygusunu yaşatır. Güç savaşından çıkıp ortak bir süreç yönetimine dönen bu adımlar sayesinde hem sen yorulmazsın hem de çocuğun kendi sınırlarını güvenle deneyimler.

Kıtır’ın Masalıyla Çocuğunuza Empatiyi Anlatın

Çocuklar soyut mantık açıklamalarından ya da uzun nasihatlerden ziyade masalların simgesel dünyası üzerinden bağ kurarlar. Günün sonunda sakin bir an yakaladığınızda, birlikte okuyacağınız bir masal aranızdaki bağı tazelemek için harika bir fırsattır.

Özellikle dar bir dar köprüde karşılaşan ve zıtlaşarak zaman kaybeden iki canlı anlatıldığı İnatçı Keçi Kıtır masalı, çocuğunun kendi inatlaşma davranışını dışarıdan bir gözle görmesini sağlar. Masalı okurken çocuğunu kesinlikle yargılamadan, “Acaba Kıtır ve arkadaşı birbirlerine biraz yer açsalardı ne olurdu?” ya da “Sen o köprüde olsaydın karşıya geçmek için nasıl bir yol bulurdun?” gibi açık uçlu sorular sorabilirsin. Masaldaki karakterlerin yaşadığı deneyimler, çocuğun uzlaşmanın, esnek olmanın ve paylaşmanın değerini kendi kendine keşfetmesine yardımcı olur.

Çocuğunla yaşadığın her inatlaşma anı, aranızdaki güven bağını yeniden tazelemek için gizli bir fırsattır. Mükemmel bir ebeveyn olma baskısını bir kenara bırakıp, o zıtlaşma anlarını bir öğrenme ve yakınlaşma süreci olarak kabul ettiğinde evdeki iletişimin ne kadar rahatladığını göreceksin. Sabır, çocuk büyütürken her gün sevgiyle yeniden inşa edilen canlı bir köprüdür.