İçeriğe geç
Kerem ile Masal Vakti

Kerem 27 September 2026 Duygular ve Sosyal Beceriler

Yemek seçen çocuk: sofrada güç savaşını bitirmek

Fotoğraf: Declan Sun / Unsplash

Aşina olduğun bir sahneyle başlayalım: Akşam saatleri, mutfaktan yükselen nefes kesici yemek kokuları, büyük bir özenle hazırlanmış bir masa ve tabağın ortasında duran birkaç parça yeşil brokoli… Sen sofrayı büyük bir sevgi ve emekle kurmuşken, minik parmaklar tabağı anında itinayla kenara iter. Ağız sıkıca kapatılır, baş öfkeyle iki yana sallanır ve o bilindik cümle duyulur: ‘Ben bunu asla yemeyeceğim!’ Yorgun bir günün ardından gelen bu ısrarlı reddediş, içinde sessiz bir çaresizlik hissi doğurabilir. Tabağı biraz daha yakınlaştırırsın, ‘Sadece üç kaşık ye, sonra tatlı var’ dersin ya da sebzelerin faydalarını uzun uzun anlatmaya başlarsın. Ancak o an, masadaki tabak artık sadece bir yemek kabı olmaktan çıkar; ikinizin arasında sessiz ama oldukça dirençli bir güç savaşı alanına dönüşür.

Ebeveyn olarak tek isteğin çocuğunun dengeli beslenmesi, güçlü büyümesi ve bedenine iyi bakmasıdır. Yine de bu iyi niyetli çaba, masada karşı taraftan bir savunma mekanizmasıyla karşılaştığında kendini hem yetersiz hem de öfkeli hissetmen çok doğaldır. Yemek saatlerini bir çatışma alanı olmaktan çıkarıp yeniden keyifli bir paylaşım anına dönüştürmek imkansız değil. Ancak bunun yolu, tabağı zorla boşalttırmaktan değil, masadaki o görünmez baskı havasını dağıtmaktan geçiyor.

Sofradaki Güç Savaşının Arkasındaki Nedenler

Çocuğun sebzeye ya da yeni bir yemeğe itiraz ettiğinde, bu durum çoğunlukla yemeğin kendisiyle ilgili değildir. Çocuklar gelişim süreçlerinin bir parçası olarak kendi bireyselliklerini keşfederler. Gün boyunca ne giyeceklerine, ne zaman uyuyacaklarına ya da okula ne zaman gideceklerine genellikle yetişkinler karar verir. Yemek ise çocukların tamamen kendi kontrollerinde tutabildikleri nadir alanlardan biridir. Ağzını açıp açmamak, yutmak ya da tükürmek tamamen onun kararıdır. Bu yüzden tabağa koyduğun bir pırasa dolması, onun gözünde bağımsızlığını savunacağı bir kale haline gelebilir.

Bunun yanında duyusal hassasiyetleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Her çocuğun tat, koku ve doku algısı bir yetişkinden çok daha hassastır. Bizim için son derece lezzetli ve yumuşak görünen bir haşlanmış kabak, onun ağzında rahatsız edici bir his bırakabilir. Bazı çocuklar çıtır gıdaları severken, bazıları pürüzsüz çorbaları tercih eder. Sebzelerin kükürtlü kokusu ya da damakta bıraktığı hafif acımsı tatlar, küçük bir çocuğun henüz alışkın olmadığı duyusal uyaranlardır. Çocuğunun iştahsız veya inatçı olduğunu düşünmeden önce, onun dünyasında bu tatların nasıl bir karşılığı olduğunu anlamaya çalışmak ilişkiyi yumuşatır. Her çocuk farklı bir tat paletine sahiptir ve bu palet zamanla, zorlanmadan gelişir.

Baskı Yapmadan Tabağı Eğlenceli Hale Getirmek

Çocuğa bir yiyeceği sevdirmenin ilk kuralı, ısrar ve pazarlık mekanizmasını masadan tamamen kaldırmaktır. ‘Yemezsen arkandan ağlar’, ‘Bir kaşık da annenin hatırı için ye’ gibi ifadeler, yemeği duygusal bir borçlanma aracına dönüştürür. Bunun yerine yemeği keşfedilecek bir oyun alanı gibi kurgulamak her zaman daha yapıcıdır. Tabağın içindeki renkler, şekiller ve dokular çocukların hayal gücünü harekete geçirebilir. Havuç dilimlerinden bir güneş, salatalıklardan bir ağaç ya da püreden bir dağ yapmak sandığından çok daha büyük bir değişim yaratabilir.

Yaratıcılığı besine dönüştürme fikri sana tanıdık geliyorsa, çocukların renklerle ve şekillerle kursağı ilişkiyi hatırlamak iyi gelecektir. Tıpkı Lina ve Sihirli Fırça masalında olduğu gibi, çocuklar dünyayı kendi fırça darbeleriyle, kendi düş güçleriyle şekillendirmek isterler. Çocuğunu mutfağa dahil etmek, malzemeleri yıkamasını istemek, köftelere şekil verdirmek ya da salataya zeytinyağı gezdirmesine izin vermek, onun yemek üzerindeki sahiplenme duygusunu artırır. Kendi elleriyle hazırladığı ya da renklerini seçtiği bir tabağa karşı duyduğu merak, ön yargısının önüne geçer.

Masal Karakterlerinin Beslenmedeki İlham Gücü

Çocuklara doğrudan verilen talimatlar veya yapılan uzun nutuklar genellikle bir kulaklarından girip diğerinden çıkar. ‘Sebze yemelisin çünkü vitaminli’ demek bir çocuk için hiçbir anlam ifade etmez. Onlar somut kavramlarla, kahramanlarla ve duygularla bağ kurarlar. Doğrudan söylemek yerine, hikayelerin ve masalların iyileştirici gücünden faydalanmak masadaki gerilimi kendiliğinden düşürür.

Bir çocuk masalda kendi korkularını ya da ön yargılarını yansıtan bir karakter gördüğünde, yalnız olmadığını hisseder. Örneğin tabaktaki yeşilliklere şüpheyle bakan bir miniğe bu durumu doğrudan anlatmak yerine, Brokoli Ejderhası masalındaki gibi eğlenceli ve cesur bir anlatıyla yaklaşabilirsin. Yeşil bir sebzenin aslında bir macera unsuru, bir ejderha pulları ya da bir güç kaynağı olabileceğini hayal etmek, tabağa bakış açısını tamamen değiştirir. Masal tamamlandıktan sonra sofrada ‘Aba bak, tabağında küçük bir ejderha ormanı var, acaba ilk hangi ağacı keşfedeceksin?’ demek, çatışmayı bir kahkahaya ve meraklı bir denemeye dönüştürür.

Sabırlı Adımlarla Sağlıklı Rutinler Oluşturmak

Sağlıklı beslenme alışkanlığı bir gecede kazandırılan bir beceri değildir. Çocuğun önüne koyduğun yeni bir yiyeceği reddetmesi, onun o yiyeceği hayatı boyunca sevmeyeceği anlamına gelmez. Araştırmalar ve gözlemler, bir çocuğun yeni bir tadı kabul etmesi için o yiyecekle baskısız bir şekilde en az 10-15 kez karşılaşması gerektiğini gösteriyor. O ilk reddedişte pes edip ‘Benim çocuğum bunu yemiyor’ diyerek o sebzeyi evden uzaklaştırmak yapılan en yaygın hatalardan biridir.

Sabır, bu yolculuktaki en büyük rehberindir. Çocuğuna zaman tanımak, reddettiğinde sakince tabağı önünden almak ve bunu bir başarısızlık olarak görmemek gerekir. Kararlı ve sakin adımlarla ilerlemek zaman alır. Tıpkı Minik Salyangoz ve Kocaman Tepe masalında anlatıldığı gibi, büyük hedeflere ulaşmak aceleci tavırlarla değil, her gün atılan küçük ve istikrarlı adımlarla mümkündür. Bugün tabağındaki brokoliyi sadece eline alıp koklaması bile bir adımdır. Yarın küçük bir ısırık alabilir, haftalar sonra ise tadını sevmeye başlayabilir. Önemli olan senin bu süreçte sakin ve kararlı bir duruş sergilemandır.

Sofradaki güç savaşını bitirmenin temel sırrı, yemek saatlerini bir kontrol mücadelesi olmaktan çıkarıp bir paylaşım ve güven anına dönüştürmektir. Çocuğunun tabağında bıraktığı yemek miktarıyla kendi ebeveynlik başarını ölçmekten vazgeçtiğinde, masadaki gerilimin nasıl azaldığını fark edeceksin. Tabağa baskı değil, biraz hayal gücü, biraz eğlence ve bolca sabır eklediğinde, o mutlu ve sağlıklı rutinlerin kendiliğinden oluşmaya başladığını göreceksin.