İçeriğe geç
Kerem ile Masal Vakti

Kerem 30 Ağustos 2026 Duygular ve Sosyal Beceriler

Paylaşmayı Öğreten Masallar ve Evde Uygulama Yolları

Fotoğraf: Hannah Rodrigo / Unsplash

Parktasın ya da salonda neşeli bir oyun randevusunun ortasındasın. Çocuklar yerdeki renkli bloklarla oynarken aniden o tanıdık ve yüksek çığlık kopuyor: “O benim, elleme!” Çocuğun, arkadaşının uzandığı o küçük kırmızı arabayı ya da en sevdiği bebeği göğsüne bastırmış, adeta görünmez bir kalesi varmışçasına korumaya geçmiş. Karşı tarafın ebeveyniyle göz göze geldiğin o birkaç saniyelik gerginlik anını hatırlıyor musun? İçinden bir ses “Lütfen sadece iki dakika versen ne olur sanki?” diye fısıldarken, bir yandan da mahcubiyetle gülümsemeye çalışıyorsun. Evde defalarca “Paylaşmak çok güzel bir şey” demiş olmana, hatta tatlı dille anlatmana rağmen o an her şey bir anda silinip gidiyor gibi geliyor.

Eşyaları paylaşma konusu, çocuklu evlerin en sık karşılaştığı ve ebeveynleri zihnen en çok yoran sınavlarından biridir. Çocuğunun arkadaşına bağırması, oyuncağı hızla çekip alması ya da sımsıkı sarılıp vermemek için büyük bir kriz yaşaması seni “Acaba bir yerde hata mı yapıyorum?” düşüncesine sürükleyebilir. Oysa bu sahne, sanıldığının aksine kötü bir huyun veya eğitimsizliğin değil, çocuğun gelişim yolculuğundaki son derece doğal bir durağın göstergesidir.

Bencillik Değil Sınır Bilinci

Bir çocuğun oyuncağını vermemek için direnmesini doğrudan bencillik olarak etiketlemek, onun zihinsel dünyasını kaçırmamıza neden olabilir. Erken çocukluk döneminde “benim” kavramı henüz yeni inşa edilmektedir. Kendi bedenini, isteklerini ve eşyalarını dünyadan ayırmaya çalışan minik bir zihin için elindeki oyuncak, sadece plastik ya da kumaştan ibaret cansız bir nesne değildir. O oyuncak, o an kendi varlığının ve güvenli alanının adeta doğrudan bir parçası gibidir.

Yetişkinler olarak bize çok basit gelen “Biraz da arkadaşın oynasın” cümlesi, onun zihninde “Sana ait olan şeyi elinden alıyorlar ve bir daha geri alamayabilirsin” şeklinde bir tehdit olarak yankılanabilir. Çocuklar belirli bir yaşa kadar zaman kavramını tam oturtamadığı için “beş dakika sonra geri alacaksın” bilgisi zihninde somutlaşmaz. Oyuncağın elinden gittiği an, onun tamamen kaybolduğu hissini ve kontrol kaybını yaşayabilirler. Bu yüzden eşyasını koruma dürtüsü, aslında bencil olma halinden ziyade kendi sınırlarını ve güvenliğini koruma çabasıdır.

Her çocuk dünyayı farklı bir ritimle deneyimler. Kimi çocuk doğuştan daha esnek bir mizaç sergilerken, kimi çocuk belirsizlikten hoşlanmaz ve kendine ait alanlara daha sıkı tutunur. Burada önemli olan, çocuğu suçlamadan, başkalarının yanında utandırmadan onun bu kaygısını anlamaktır. “Öyle denmez, çok ayıp” ya da “Hemen ver arkadaşına” diyerek baskı kurmak yerine, onun hissettiği o kayıp korkusunu kabul etmek sürecin ilk ve en önemli adımıdır.

Paylaşım Temalı Hikaye Arayışı

Peki, doğrudan komut verdiğimizde ya da nasihat ettiğimizde savunmaya geçen minik bir zihne paylaşma fikrini nasıl sevdirebiliriz? İşte tam burada masalların o sihirli, dolaylı ve zorlamasız dünyası imdadımıza yetişir. Bir çocuğa “Paylaşmalısın” demek soyut bir kuraldır, ama paylaşmanın getirdiği neşeyi anlatan bir masal dinletmek somut bir deneyimdir.

Çocuğunla birlikte okuyacağın ya da ona dinleteceğin hikayeleri seçerken dikkat edebileceğin bazı küçük detaylar bulunur. Seçtiğin öykülerde paylaşım, bir zorunluluk ya da fedakarlık olarak sunulmamalıdır. Yani “İyi çocuk olmak için oyuncağını verdi ve kendisi oyonsuz kaldı” tarzı alt metinler, çocukta feda etme korkusu yaratabilir. Bunun yerine, paylaşmanın beraberinde getirdiği ortak neşeyi, kurulan dostluğu ve oyunun nasıl iki kat daha eğlenceli hale geldiğini vurgulayan öyküler tercih edilmelidir.

Hikayede ana karakterin oyuncağını verirken yaşadığı o küçük tereddüdün yer alması çok kıymetlidir. Örneğin, ormandaki minik ayının en sevdiği renkli bilyelerini arkadaşıyla paylaşmadan önce biraz düşünmesi, belki vermekten korkması ama paylaştıkça oyunun çok daha heyecanlı hale geldiğini görmesi çocuğa şu mesajı verir: “Hissettiğin tereddüt çok normal, ama denemeye değer.” Karakterin mükemmel olmaması, çocuğun kendi duygusal süreçleriyle bağ kurmasını kolaylaştırır.

Masaldaki Cömert Karakterleri Konuşmak

Masalı okudun ya da sesli masalı birlikte dinlediniz, bitti. Şimdi ne olacak? Masalın hemen ardından “Gördün mü bak, sevimli tavşan oyuncağını paylaştı, sen de parkta öyle yapmalısın” şeklinde doğrudan bir ders çıkarma çabası, masalın yarattığı o güvenli büyüyü bozabilir. Çocuklar doğrudan öğüt dinlemekten pek hoşlanmazlar ve kendilerine örtülü biçimde mesaj verilmeye çalışıldığını hızlıca hissederler.

Bunun yerine masal üzerine sohbet ederken açık uçlu ve yargısız sorular sormak çok daha derin bir iz bırakır. Hikaye bittiğinde şu tarz sorularla tatlı bir sohbet başlatabilirsin:

  • “Tavşan en sevdiği arayayı arkadaşına uzatırken sence içinde nasıl bir his vardı?”
  • “Arkadaşı oyuncağı ona geri verdiğinde tavşan rahat bir nefes almış mıdır?”
  • “Sen olsaydın o koca kulübeyi tek başına mı yapmak isterdin, yoksa arkadaşlarınla bölüşmek mi daha eğlenceli olurdu?”

Bu sorular, çocuğun kendi duygusal dünyasında bir keşfe çıkmasını sağlar. Kendi rızasıyla empati kurmaya başlayan bir çocuk, gerçek hayatta benzer bir durumla karşılaştığında masaldaki o güvenli hissi hatırlar.

Ev içinde küçük ve eğlenceli oyunlar oynamak da bu bilinci destekler. Mesela evde bir zilli zamanlayıcı kurup “İki dakika bu oyuncak sende, zil çalınca iki dakika bende” şeklinde kısa süreli takas oyunları oynamak, oyuncağın eninde sonunda geri geleceği fikrini çocuğun zihnine güvenle yerleştirir. Ya da evde bir “Paylaşım Kutusu” oluşturup, sadece oyun randevularında ortak kullanılacak oyuncakları bu kutuda toplayabilirsiniz. Çocuğun çok özel gördüğü ve kimseye vermek istemediği bir-iki özel eşyasını ise arkadaşı gelmeden önce birlikte güvenli bir yere kaldırmak, onun kişisel sınırlarına saygı duyduğunu gösterir.

Çocukların paylaşmayı öğrenmesi tek bir günde ya da tek bir masalla gerçekleşen ani bir dönüşüm değildir. Bu, zamanla, güvenle ve bolca pratikle şekillenen uzun bir yolculuktur. Çocuğunun elindeki oyuncağı vermek istemediği anlarda sakin kalabilmek, onun bu mülkiyet ihtiyacını anladığını hissettirmek ve masalların rehberliğinde yol göstermek en güçlü adımdır. Bugün eşyasını sıkıca kucaklayan o küçük eller, kendini güvende hissettikçe ve paylaştıkça çoğalan neşeyi keşfettikçe zamanla kendiliğinden açılacaktır.