İçeriğe geç
Kerem ile Masal Vakti

Kerem 25 Temmuz 2026 Birlikte zaman

Hayal gücünü besleyen basit oyunlar

Fotoğraf: Imagine Buddy / Unsplash

Çocuk odasında kırk parça oyuncak var ama çocuk sıkılıyor. Tanıdık geldi mi? Hayal gücü, aslında malzemeyle değil boşlukla besleniyor: yapacak belirli bir şeyi olmayan bir kutu, ne olduğu söylenmemiş bir ses, tamamlanmamış bir cümle. Aşağıdaki oyunların hiçbiri satın alınacak bir şey gerektirmiyor. Çoğu evde zaten var olan şeylerle, hatta bazıları hiçbir şey olmadan, sadece konuşarak oynanıyor. Yemek beklerken, trafikte, banyoda — nerede sıkışıp kaldıysanız orada işe yarıyorlar.

“Bu ne olabilir?” oyunu

Elinize gündelik bir eşya alın: tahta kaşık, havlu, kitap ayracı, boş bir kutu. Sırayla o şeyin “aslında ne olduğunu” söyleyin ama sadece söylemeyin, gösterin. Tahta kaşık bir mikrofon olabilir, sonra bir kürek, sonra bir baston, sonra dinozorun kuyruğu.

Kural basit: kimse “yanlış” diyemez. Fikir bittiğinde eşyayı değiştirirsiniz. Küçük çocuklar başta taklit eder, birkaç turdan sonra kendi buluşlarını getirmeye başlar. Örnek bir tur şöyle gider:

  • Baba havluyu omzuna atar: “Ben süper kahramanım.”
  • Çocuk havluyu alır, başına sarar: “Ben de bebeğim, bak uyuyorum.”
  • Baba havluyu yere serer: “Şimdi de bu bizim sihirli halımız, nereye gidiyoruz?”

Bu oyunun asıl gücü şurada: çocuk bir nesnenin işlevinin sabit olmadığını fark ediyor. Bu, hayal gücünün temel kaslarından biri.

Ses avı

Gözler kapalı, bir dakika sessizce dinleyin. Sonra sırayla duyduğunuz sesleri sayın: buzdolabı, komşunun ayak sesi, dışarıdan bir korna, kalorifer. Buraya kadarı dikkat egzersizi. Hayal gücü kısmı ikinci turda başlıyor: her sese bir hikâye uyduruyorsunuz.

“Buzdolabı uğulduyor, çünkü içindeki peynirler horluyor.” “Yukarıdaki ayak sesi bir dev, çorap arıyor.” Çocuklar bu oyunu çok hızlı devralır ve genellikle sizden daha tuhaf açıklamalar bulurlar. Arabada ya da yatmadan önce, ışıklar kapalıyken özellikle güzel gider — üstelik sesleri açıklamak, gece duyulan tanımsız sesleri korkutucu olmaktan çıkarır.

Battaniye altında bir yer

İki sandalye, bir battaniye, iki mandal. Bu kadarıyla bir ev, bir mağara, bir uzay gemisi kurulur. Ama asıl oyun, kurulduktan sonra başlıyor: burası neresi ve burada hangi kurallar geçerli?

Birkaç soruyla dünyayı genişletin: “Buraya girmek için parola var mı?”, “Burada ne yeniyor?”, “Dışarıda hava nasıl?”, “Kim ziyarete gelebilir?” Çocuk cevapladıkça mekân gerçekleşir. Battaniyenin altında bir saat geçirmenize gerek yok; kurulum ve ilk on dakika genellikle en verimli kısım. Sonrasında çoğu çocuk oyunu tek başına sürdürür — ki zaten hedeflenen şey de bu.

Cümle tamamlama ve karakter seçtirme

Bu oyun tamamen sözlü, hiçbir malzeme istemiyor. Siz bir cümle söylüyorsunuz, çocuk “ve sonra” diyerek devam ediyor, sonra sıra tekrar sizde.

“Bir sabah kapıyı açtım, kapının önünde kocaman bir sandık duruyordu.” — “Ve sonra sandık kımıldadı!” — “Ve sonra içinden minik bir ses geldi.” — “Ve sonra bir kaplumbağa çıktı ama şapkalıydı.”

Üç dört yaşındaki çocuklarla cümleler kısa ve kopuk olur; bu tamamen normal. Hikâyenin mantıklı ilerlemesi gerekmiyor, amaç tutarlılık değil akış. Bir tur beş cümle sürebilir, on beş cümle de. Bittiğini anlarsınız: çocuk gülmeye başlar ya da başka bir şeye geçer.

Aynı oyunun bir başka hâli de karakteri çocuğa seçtirmek. Çocuğa üç seçenek verin ve hikâyenin kimin hakkında olacağına o karar versin: “Uykusu gelmeyen bir baykuş mu, ayakkabısını kaybeden bir kirpi mi, yoksa şarkı söyleyemeyen bir kanarya mı?” Seçim yaptıktan sonra iki soru daha sorun: “Adı ne olsun?” ve “Nerede yaşıyor?”

Bu üç karar — kim, ne isim, nerede — bir çocuk için hikâye kurmanın en zor kısmını halleder. Gerisi genellikle kendiliğinden gelir. Üstelik seçim yapmak, çocuğa oyunun sahibi olduğunu hissettirir; hayal gücü sahiplik hissiyle birlikte açılır.

Görünmez şeyler

Ellerinizde olmayan bir şey varmış gibi davranın ve çocuğun ne olduğunu tahmin etmesini isteyin. Görünmez bir top atın, görünmez bir çorbayı karıştırın, görünmez bir kediyi sevin. Sonra sıra çocuğa geçsin.

Bu oyun özellikle bekleme anlarında altın değerinde: doktor sırasında, restoranda yemek gelirken, markette kuyrukta. Ne yere ihtiyacı var ne sese. Küçük bir uyarı: bazı çocuklar başta “Ama elinde bir şey yok ki” diyerek itiraz eder. Israr etmeyin, siz oynamaya devam edin; genellikle iki üç dakika içinde katılırlar.

Sıkça sorulan soru: “Benim çocuğumun hayal gücü yok galiba”

Bu cümleyi çok duyuyoruz ve neredeyse hiçbir zaman doğru değil. Çoğu zaman olan şey şudur: çocuk oyunu başlatmakta zorlanıyor ya da yanlış yapmaktan çekiniyor. İki tipik sebep var.

Birincisi, hazır oyunlara alışkanlık. Kuralları ve amacı önceden belli olan oyuncaklar ya da ekranlar, çocuğu “ne yapacağının söylenmesini bekleyen” bir konuma alıştırabilir. Böyle bir çocuk boş bir kutunun karşısında gerçekten ne yapacağını bilemez. Çözüm ısrar değil, eşlik: oyunu siz başlatın, çocuk izlesin, kendi hızında katılsın. Bazen bu birkaç gün sürer.

İkincisi, değerlendirilme hissi. “Aferin, çok güzel hayal ettin” gibi övgüler bile bazı çocuklarda performans baskısı yaratır. Hayal gücü oyunları not verilmediği zaman en iyi çalışır. Övmek yerine oyuna dâhil olun: “Cidden mi, kaplumbağanın şapkası mı varmış? Ne renk?”

Bir de sıkılmayı hemen kurtarmama meselesi var. Çocuk “Sıkıldım” dediğinde derhal bir etkinlik önermek cazip gelir. Oysa sıkılmanın ilk beş on dakikası, çoğu zaman hayal gücünün devreye girdiği yer. “Bilmiyorum, bakalım aklına ne gelecek” demek bazen en iyi hamledir.

Sık gelen bir başka soru da sıklık: bu oyunların hiçbiri programa bağlanmayı sevmez. Günde on dakika, haftada üç gün gibi bir hedef koymak genellikle ters teper. Bunun yerine zaten var olan boşluklara yerleştirin: banyoda, arabada, yemek pişerken, uyku öncesi ışıklar kapanınca.

Bir de kardeş meselesi var: yaşları farklı iki çocukla aynı oyunu oynamak mümkün ama rolleri ayırmak gerekir. Küçük olan sesleri ve hareketleri yapsın, büyük olan hikâyeyi yönetsin. Böylece ikisi de kendi seviyesinde katkı verir ve “o daha iyi yapıyor” yarışı çıkmaz.

Ayrıca her oyunu bitirmek zorunda değilsiniz. Yarıda kalan bir hikâye, ertesi gün çocuğun kendiliğinden geri getirdiği bir şeye dönüşebilir. Aslında en iyi işaret de bu: oyunu siz başlatmışken çocuğun devralması.

Yarın için tek bir adım

Yarın, elinize geçen ilk gündelik eşyayla — bir kaşık, bir mendil, bir tarak — çocuğunuza dönün ve gayet ciddi bir yüzle “Biliyor musun, bu aslında bir mikrofon” deyin. Sonra susun ve bekleyin. Çoğu çocukta bir sonraki cümleyi onun kuracağını göreceksiniz. Hayal gücü için gereken tek şey, çoğu zaman birinin ilk adımı atması.