Cesaret ve Sorumluluk 3 dakika dinleme 4 dakika okuma
Lila ve Kayıp Gökkuşağı
Dünya bir sabah renksiz uyanır; Lila, Bilge Baykuş ve Kıpır saklanan renklerin peşine düşer.
Masalı oku
Rengârenk tepelerin ve mırıldanan nehirlerin olduğu bir diyarda, saçları gece yarısı gibi siyah, gözleri merakla parlayan Lila adında bir kız yaşardı. Lila’nın en iyi arkadaşları, her şeyi bilen Bilge Baykuş ve bir an bile yerinde duramayan sincap Kıpır’dı. Lila en çok gökkuşağını seyrederdi; onun için gökyüzünün en güzel gülümsemesiydi.
Fakat bir sabah dünya sessiz ve renksiz uyandı. Gökyüzü solgun bir griydi, çiçekler soluktu ve en kötüsü, gökkuşağı yoktu. Lila’nın neşesi de renklerle birlikte kaybolmuştu.
“Renkler nereye gitti?” diye fısıldadı endişeyle.
Bilge Baykuş, “Duyduğuma göre renkler kendilerini değersiz hissedince saklanırlarmış. Onları bulup ne kadar özel olduklarını hatırlatmalıyız,” dedi bilge bir sesle.
“O zaman macera zamanı!” diye cıvıldadı Kıpır. Böylece üç arkadaş renkleri bulmak için yola koyuldu.
İlk olarak cesaretin rengi olan kırmızıyı aramaya başladılar. Onu, en cesur olması gereken ama şimdi korkudan titreyen bir gelincik tarlasında buldular. Lila onlara en sevdikleri kahramanlık masalını anlattı. Masalı dinleyen gelincikler cesaretlerini hatırladılar ve kıpkırmızı parlamaya başladılar.
Sırada neşenin rengi turuncu vardı. Onu, eskiden şen kahkahalarıyla bilinen ama şimdi somurtkan duran bir tilki ailesinin yanında buldular. Kıpır en komik fındık saklama taklitlerini yaptı. Tilkiler önce kıkırdadılar, sonra kahkahalara boğuldular. Kahkahalarıyla birlikte kürkleri de parlak turuncuya döndü.
Ardından mutluluğun rengi sarıyı aradılar. Onu, ışıklarını kaybetmiş bir ayçiçeği tarlasında buldular. Bilge Baykuş onlara dünyanın en komik bilmecesini sordu. Ayçiçekleri cevabı bulunca öyle mutlu oldular ki yüzlerini güneşe dönüp sapsarı parladılar. Sarı da gökyüzündeki yerini almıştı.
Üç arkadaş yolculuklarına devam ederek dağın zirvesine ulaştı. Orada, geri kalan tüm renkleri – yeşil, mavi ve moru – kendisine saklayan somurtkan ve gri bir bulutla, Morocan Bulut ile karşılaştılar.
“Renkler çok gösterişli, ben ise sıkıcıyım,” diye homurdandı Morocan Bulut.
Lila buluta nazikçe gülümsedi. “Ama sen olmasan çiçekleri sulayan yağmur olmazdı,” dedi. “Senin sayende doğa canlanır ve yeşil renk ortaya çıkar. Gökyüzünü temizlersin ve maviye yer açarsın. Gün batımında ise morun en güzel tonlarını sen taşırsın.”
Morocan Bulut bunu hiç düşünmemişti. Kendini ilk defa önemli hissetti. Yavaşça içindeki renkleri serbest bıraktı. Yeşil, mavi ve mor gökyüzüne yayıldı ve diğer renklerle birleşti. Gökyüzünde şimdiye kadarki en parlak, en canlı gökkuşağı oluşmuştu.
Lila ve arkadaşları rengârenk bir dünyanın altında evlerine döndüler. O gün sadece kayıp renkleri değil, aynı zamanda her rengin, her canlının ve hatta her somurtkan bulutun bile ne kadar değerli olduğunu öğrenmişlerdi.
Bu masal şimdiye kadar 1.893 kez okundu.
Masalı beğendiysen YouTube kanalımıza göz atabilirsin — yeni masallar önce orada.